Tunus nasıl başarılı olacak

Arap bölgesinde yaşanan bu müthiş değişim sürecinde, politik mücadeleye çoğu zaman yalnızca ideolojik bir mercekten bakılıyor. Yalnızca İslamcılar ve sekülerlerden oluşan karşı kutuplar arasında yaşanan bir tercih olduğu izlenimi yaratılıyor. Fakat bu çalkantılı dönemde Tunus’ta, Mısır’da Türkiye’de, Irak’ta, Suriye’de ve Libya’da yaşayan vatandaşların karşı karşıya kaldıkları asıl tercih İslamcılık ve sekülerlik arasında değil, demokrasi ve […]

 Tunus nasıl başarılı olacak

28.09.2019 - 19:50

Güncelleme : 07.10.2019 - 20:06

Arap bölgesinde yaşanan bu müthiş değişim sürecinde, politik mücadeleye çoğu zaman yalnızca ideolojik bir mercekten bakılıyor. Yalnızca İslamcılar ve sekülerlerden oluşan karşı kutuplar arasında yaşanan bir tercih olduğu izlenimi yaratılıyor. Fakat bu çalkantılı dönemde Tunus’ta, Mısır’da Türkiye’de, Irak’ta, Suriye’de ve Libya’da yaşayan vatandaşların karşı karşıya kaldıkları asıl tercih İslamcılık ve sekülerlik arasında değil, demokrasi ve despotizm arasındadır.

Bu ikilik aynı zamanda, hem Tunus’taki hem de diğer Arap ülkelerindeki politik eğilim içerisinde önemli ölçüde var olan çoğulculuğu da gözden kaçırmaktadır. İslamcılar sadece farklı çeşitlere ayrılmış değiller, aynı zamanda geçtiğimiz yüzyıl içinde başka bir hâle evrildiler. Odaklandıkları birincil mesele dinsel özgürlüğü korumak ve baskı altında alınmış bir kimliği savunmak olduğu için, birçok İslamcı odaklandığı temel meseleleri ekonomik ve sosyal programlar olan ve bireysel hakları korumayı ve sosyal adaleti sağlamayı amaçlayan siyasi partilere katılıyorlar.

Benim kendi partim Nahda (Rönesans anlamına geliyor) için, Tunus’ta 26 Ekim’de yapılan milletvekili seçimleri, toplumda İslam’ın rolü ile ilgili değildi. İşsizlik, daha kapsamlı bir ekonomik büyüme, güvenlik, bölgesel gelişme ve gelir eşitsizliği sorunlarının; diğer bir deyişle, sıradan bir Tunuslu için önemli bir konu olan gündelik geçim meselelerinin üzerine düşmek için bir fırsattı. Nahda geçen ay, parlamenter seçimlerde, “Tunus’un Çağrısı Partisi”ne karşı yenilgiyi kabul ettiğinde, partimizin genel merkezindeki atmosfer hüzünlü değildi, aksine neşeliydi. Bu neşe, her şeye rağmen Tunus’ta demokrasinin zafer kazanmasına dair inancımızın bir göstergesidir.

Halkın egemenliği oy sandığı aracılığıyla kurabilmesi, 2011 devriminin ve Nahda Partisi’nin en önemli hedeflerinden biriydi. İkinci özgür ve adil seçimimiz, sonucu ne olursa olsun, Tunus’un uzun dönemdeki demokratik geleceğini güvenceye alabilmek için önemliydi.

Habib Burgiba ve Zeynel Abidin bin Ali, toplamda neredeyse son 50 yıllık bir süreçte, toplumda yaygın bir yozlaşmaya, muhalefetin baskılanmasına ve korkunç bir ekonomik geri kalmışlığa yol açtılar. Tunus’un demokratik dönüşümü, vatandaşların çıkarlarını koruyacak çeşitli kurumlar inşa etmeyi de içeriyordu. Nahda gibi İslamcıların; diyalog, işbirliği ve uzlaşmaya yönelik kararlılığı olmadan, Tunus, çalkantılı bölgedeki tek huzurlu bölge olma özelliğini devam ettiremez.

Fakat demokrasi sadece seçimlerden ibaret değildir. Nahda, Yunus Anayasa’sında tanımlanan, güçlü bir sivil otorite anlayışını desteklemektedir. Bu anlayışa göre devlet tüm özgürlüklerin ve hakların garantörüdür. Bu kumaş, temiz bir “Tunus’ta üretilmiştir” etiketi ile, demokratik bir dönüşümü başarılı yapacak olan şeydir. Ve bu reformcu İslam’ın katkılarını da içermektedir. Benim partim bu anlayışa bağlıdır ve 150 yıldan uzun zamandır İslam ve demokrasinin bir çatışma içerisinde olmadığını savunur. Bugün Tunus’ta bunun doğruluğunu kanıtlıyoruz.

Ülkemizdeki birçok politik spektrum, daha merkeziyetçi ve faydacı bir politikaya doğru evriliyor. Seçimleri “İslamcı/Seküler” ikili karşıtlığına indirgemenin hem bir yararı yoktur hem de bu indirgeme doğru değildir. Aslına bakarsak,“Tunus’un Çağrısı Partisi” dâhil olmak üzere, en seküler partiler, herhangi bir yardımı olmayan gereksiz bir kutuplaştırma yaratan laïcité  ya da sekülerizm etiketini reddetmektedir.