İmamoğlu toplantıya bu yüzden katılmamış

Akit Gazetesi yazarlarından Ali Karahasanoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Ekrem İmamoğlu’nun Deprem konulu toplantıya neden katılmadığını bakın nasıl açıkladı.. Bu adam o makamı kaldıramaz..” dedik, dinletemedik. “Kibir onda. Şov onda.. Hayatı ile söyledikleri arasındaki uçurum ortada..” dedik.. İnandıramadık.. Şimdi tek tek ortaya çıkıyor.. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde, bizzat kendisinin göreve getirdiği genel sekreter yardımcısı, AFAD […]

 İmamoğlu toplantıya bu yüzden katılmamış

30.09.2019 - 9:41

Güncelleme : 30.09.2019 - 9:48

Akit Gazetesi yazarlarından Ali Karahasanoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Ekrem İmamoğlu’nun Deprem konulu toplantıya neden katılmadığını bakın nasıl açıkladı..

Bu adam o makamı kaldıramaz..” dedik, dinletemedik.

“Kibir onda. Şov onda..

Hayatı ile söyledikleri arasındaki uçurum ortada..” dedik..

İnandıramadık.. Şimdi tek tek ortaya çıkıyor..

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde, bizzat kendisinin göreve getirdiği genel sekreter yardımcısı, AFAD toplantısına katılıyor.

Yine büyük oranda kendisinin görevlendirdiği büyükşehirin 47 çalışanı toplantıya katılıyor..

Muhterem “Beni çağırmadılar, onun için gitmedim” diyor.. Bir anlığına dediğini doğru kabul edelim..

Seni çağırmamış olsalar bile..

Daha 1.5 ay önce göreve getirdiğin genel sekreter yardımcın aynı toplantıya katıldığına göre..

Sana da, AFAD bilgilendirme yapmamış olsa bile..

Valiliğin yaptığı açıklamaya göre, sen o toplantıya katılması gereken doğal üyelerin içinde olduğuna göre..

Genel sekreter yardımcın sana bilgilendirme yapmış olması gerekirdi.

Haydi valilik sana bilgi vermedi..

Senin “liyakatli bir insandır” diyerek, göreve gelmenin üzerinden 1 ay geçmiş iken, özenle seçip göreve getirdiğin genel sekreter yardımcın da mı, sana bilgi vermedi?

Ki, bir de “Bu iş siyaset işi değil” diye, afra tafra yapıyorsun..

Ordu Valisi’ne yaptığın saldırıda, çapın nedir ortaya çıkmıştı..

VIP’ten geçmek için, valiye bile hakaret etme ucuzluğunu yaptın..

Bir de, VIP’ten geçmek isteyen kendin değilmiş gibi, “Kurban olayım, herkes gibi şurdan geçip gidelim” numarası çektin..

Biz ne adam olduğunu biliyorduk ama..

İstanbul seçmeni ısrar etti.. Seni başkan seçti..

Her şey çok güzel olacaktı.. Hece hece söylüyordunuz..

“Her-şey-çok-gü-zel-o-la-cak!” Kim istemezdi ki, her şeyin daha güzel olmasını..

Hele hele.. Komünist Parti’nin adayını çekip, seni destekleme kararı aldığı..

Haydar Baş’ın partisinin adayını çekip, seni destekleme kararı verdiği.. Demokrat Parti’nin adayını çekip, seni destekleme kararı verdiği..

DSP’nin başörtü yasakçısı adayının çekilip, seni destekleme kararı verdiği bir ortamda.. Saadet Partili kardeşlerimizin, adayları geri çekilmediği halde..

Bir önceki seçimde ilçe belediyelerde 200 bin SP oyu var iken.. 150 bin tanesi 23 Haziran’da kendi adaylarına oy vermeyip. Sana destek verdiği bir ortamda..

Ne diyebilirdik ki? “Akacak kan, damarda durmaz” demiş atalarımız..

İstanbul’un da çekeceği çile varmış.. “Akacak kanımız, damarda kalmayacak” dedik.

Mecburen sineye çektik, sonuçları.. Ama daha koltuğa oturmanın üzerinden yıl falan geçmeden.

Mevsim falan geçmeden..

İstanbul’daki sel felaketinde, tekrar çapını gösterdin.. Tatilde idin..

Ertesi günü tatili kesip, geldin, sağa sola saldırdın.. Akşam tekrar tatile gittin..

AK Partili bir belediye başkanı olsa idi. O gün defteri dürülmüştü..

Medya topa tutmuştu.. Partisi de kulağını çekmiş, kenara oturtmuştu.. Ama CHP’li olunca, bu tür rezaletlere kaşarlı oluyorsunuz..

Genel başkanı bile, “Küçük çocuğuna verdiği bir söz vardı.. O söz gereği tatile geri döndü” savunması yaptı..

Ama “40 yıllık Kani, olur mu Yani” sözü gereğince..

Yine yaptı yapacağını.. Başkan Yardımcısı Fuat Oktay’ın bulunduğu toplantının görüşmelerini yarım kesip, çıktın Celal Şengör ile Haberturk’teki Fatih Altaylı’nın programına bağlandın..

Hem ne süre ile? 5 dakika? 10 dakika? Çıkın çıkın..

45 dakika..

Başkan yardımcısı orda.. Vali orda.. Bazı bakanlar orda..

Sen onları bırakıp, Celal Şengör ile “dua ediyorum” muhabbeti yapıyorsun.. Böyle devasa sorunlar için, 1.5 milyon avro paraymış gibi..

Kendi uçuk hayallerine para dilenen, Celal Şengör uzantısı bir öğretim üyesinin anlatımlarını dinlemeye koyuluyorsun..

“Sen benden ne parası istiyorsun. Yanındaki Celal Şengör, 35 yıl önce öğrenci iken bile, üniversiteye özel araçla giden bir milyoner. Ondan istesene parayı” demiyor..

Sonra orda üç tane izleyiciye boyumu göstereceğim diye kaçtığın toplantıdaki insanları itibarsızlaştırmak için..

“Ertesi günkü toplantıdan haberim yoktu” diyorsun.. Ben size bir şey diyeyim mi..

İnsanları birazcık tanıyorsam.. Davranışlarını çözüyorsam.. Kanaatimi söyleyeyim..

Ekrem bey, ertesi günkü toplantıya geniş katılım olacağını gördü..

O kadar geniş katılım içinde, kendisinin boy göstermesinin mümkün olmadığını çaktı..

“Orda kaybolacağıma.. Kendimi göstereceğim başka yerlere gideyim” dedi..

Ve.. Sonrasındaki gelişmelerde..

O toplantının bir bölümü canlı yayınla milyonlara izletilince.. Planı altüst oldu. Bu sefer de.. Canlı yayınlanan toplantıda olamayışının ezikliği ile.. “Beni çağırmadılar” dedi..

Yalan. Yalan.. Yalan.. Siz söyleyin.. Bu kadar yalanı olan bir başkan ile.. “Her-şey-çok-gü-zel-o-la-cak” mümkün mü acaba?